Fıkh-ı Ekber-Tevhidin asli ve üzerine inanilmasi sahih olan şeyler

Nazenin

Ehl-i sünnet
Sp Kullanıcı
Katılım
20 Ağu 2017
Mesajlar
2,740
Tepkime puanı
8,619


1-Kişinin şöyle söyleyip (iman etmesi) vacibtir. Allaha, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, öldükten sonra dirilmeye, kaderin hayırlısı ve şerlisinin (yaratmak bakımından) Allah tarafından olduğuna, hesab, tartı, cennet ve cehenneme; bunların hepsinin hak olduğuna inandım. (Kısaca iman şartlarını beyan etmiştir.)


2-Allahu Teala, sayı bakımından değil de hiçbir ortağı bulunmaması bakımından birdir.(Sayılardan bir olanı hakkında ikinin yarısıdır denebilir.Allah böyle bir yarımdan ayrılan diğer bir yarım tek değildir, belki eşi ve benzeri olmamakta tektir, yalnızdır.) “Deki: Allah birdir, Allah sameddir.(Her şey ona muhtaç. O, kimseye muhtaç değildir.) Doğmadı ve doğurulmadı ve hiç bîr şey onun dengi değildir.” Mahlukatından olan şeylerden hiçbir şeye benzemez. Hiçbir şey de ona benzemez. (Eşya sonradan yaratıldığı için, yine yok olmaya mahkumdur. Allah ise bakidir, ezelidir.)


3-Allahu Teala isimleri ile, zatı ve fiili sıfatları ile sıfatlanmaktan yok olmadı (ayrılmadı), zail de olmaz (sıfatları O’ndan ayrılmaz). “Bu isim ve sıfatlar ile vasıflanmıştır, onlardan hiç ayrılmaz. Zati sıfatları: hayat, kudret, ilim, kelam, semi, basar, irade’dir.

...
 

Nazenin

Ehl-i sünnet
Sp Kullanıcı
Katılım
20 Ağu 2017
Mesajlar
2,740
Tepkime puanı
8,619


4- Fiili sıfatlara gelince: yaratmak, rızık vermek, var etmek, icad etmek, yapmak ve diğer fiili sıfatlardır. Sıfatları ve isimleri ile zail olmadı ve zail de olmaz. Onun için yeni bir İsim ve sıfat (sonradan) ortaya çıkmaz. (İsim ve sıfatlarının tamamı ezelden beri O’nunla sabittir, sonradan O’na bir sıfat sabit olmaz, zira bu değişiklikten hasıl olur. Halbuki Allah ve sıfatları değişmez.)

5-Allahu Teala ilmi ile alim olmaktan hiç ayrılmadı, ilim Allahın ezelde sıfatıdır. Kadir olmakla kadir olucu olmaktan hiç ayrılmadı. Kudret, Allahın ezelde sıfatıdır. Kelam ile konuşmaktan hiç ayrılmadı. Kelam. Allahın ezelde sıfatıdır. Yaratmak sıfatı ile yaratıcılıktan hiç ayrılmadı. Yaratmak Allah’ın ezelde sıfatıdır. Fiil sıfatı ile yapıcılıktan hiç ayrılmadı. Fiil, Allahın ezelde sıfatıdır. (Burda İmamı Azam rahmetullahi aleyhi fiil sıfatlarının da diğer kamil sıfatlar gibi olup ezelde sabit olduğunu beyan etmiştir. Eş’arilere göre ise ayrı bir fiil sıfatı yoktur.)

6-Fail (işi yapan) Allahu Tealadır. Yapmak (işi) ezelden beri sıfattır. Yapılan (meful) yaratılmıştır. Allahın fiil (sıfatı) mahluk değildir. Allah’ın bütün sıfatlan ezelde sabittir. Hadis değildir, mahluk ta değildir. (Halik için bir mahluk vasfı, uygun olmaz.)


7-Kim “Bu sıfatlar mahluktur veya sonradan olmuştur” derse; veya duraklasa veya bunlarda şüphe etse, o kişi kafirdir. (Allahı, layık olmadığı bir şekilde vasıflamıştır. Zira sonradan olan her şey hadis olup mahluk hükmüne dahildir. Halikı âlemin, mahlukuna benzemesi mümkün değildir.)


8-Kuran Allahın kelamıdır. Mushaflarda yazılmıştır, kalblerde ezberlenmiştir (korunmuştur), lisanlarda okunmuştur ve peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimize indirilmiştir. (Görevli melek Cebrail aleyhisselam tarafından 23 sene boyunca indirilmiştir.)


* Kur’anı okumamız mahluktur. Kuranı yazmamız, onu okumamız mahluktur. Halbuki Kur’an mahluk değildir. (Elde yazılan hatlar, harekeler ve okunan sesler bizle alakalı olduğu için mahlukturlar. Fakat Allahın kelamı olan Kur’an O’nda olan bir sıfat olması bakımından mahluk değildir. Elimizdeki Mushaflar, Allahın kelamına delalet eden lafızlardır. Bunları inkar, Allahın kelamını inkar gibi küfürdür.)



 

Nazenin

Ehl-i sünnet
Sp Kullanıcı
Katılım
20 Ağu 2017
Mesajlar
2,740
Tepkime puanı
8,619


9-Allahu Tealanın Musa (Aleyhisselam) ve diğer peygamberlerden, firavun ve iblisten hikaye olduğu halde Kuran da zikrettiği şeylerin tamamı, onların haberleri olmak üzere Allahın kelamıdır. Allahın kelamı mahluk değildir. Musa (Aleyhisselam) ve diğer mahlukların kelamı mahluktur. Allahın kelamı olan Kuran ezelidir. Onların kelamı ise kadim değildir. (Kur’anda bahsedilen haberlerdeki sözler, o kimselerin sözlerinden aktarılan ve Allah tarafından bize haber verilen sözlerdir. Kuranda bulundukları cihetten Allahın kelamıdırlar, namazda okunurlar. Fakat vakitlerinde söyleyen kişilere nisbetle onların sözüdür.)

10-Musa (Aleyhisselam) Allahın kelamını dinledi. Allahu Teala şöyle buyurdu: “Allah Musa (Aleyhisselam) ile konuşmakla konuştu.” Allahu Teala Musa ile konuşmadan evvel mütekellim idi. Allah ezelde halik idi daha mahlukatı yaratmamıştı. (Yani “Allah mütekellimdir” sözümüz “O’nun ezelden beri kelam sıfatı ile muttasıf olduğunu” bildirir. “Allah halıktır” sözümüz. O’nun ezelden beri yaramak vasfı ile vasıflandığını bildirir. Daha mahlukat yaratılmadan evvel de Allah yaratıcı, kelam edici, rızık verici, öldürücü, diriltici vasıflarıyla vasıflanmıştır. Vakti gelince mahlukunu yaratmış, rızıklandırmış. öldürüp diriltmistir.

 

Nazenin

Ehl-i sünnet
Sp Kullanıcı
Katılım
20 Ağu 2017
Mesajlar
2,740
Tepkime puanı
8,619

11-”Allahın misli gibi bir şey yoktur. Allah işitir, görür.” Allah Musa (Aleyhisselam) ile konuşunca, onunla ezeli şifalı olan kelamı ile konuştu. Allahın bütün sıfatları ezelidir. Diğer mahlukatın sıfatları böyle değildir (Onların sıfatları ezeli değil- hadistir. Allah ve sıfatları ezelidir.)


12-Allah bilir, bizim bilmemiz gibi değil, Allah kadirdir, bizim gücümüz gibi değil. Allah görür, bizim görmemiz gibi değil. Allah işitir. bizim işitmemiz gibi değil. Allah konuşur bizim konuşmamız gibi değil. Biz harfler ve aletler yardımıyla konuşuruz. Halbuki Allah harf ve aletlerin yardımı olmaksızın konuşur. Harfler mahluktur. Allahın kelamı mahluk değildir. (Allahın kelamı harf ve ses suretinde bize indirilmiştir fakat Allahın zatındaki kelamı böyle harf ve sesten münezzehtir.)


13-Allah şeydir (Allah’a şey denir) Fakat bizim bildiğimiz eşya gibi değildir. Şey demenin manası. Allahı cisimsiz, cevhersiz, arazsız (bilinmez olarak) sabit kılmaktır. Allahın haddi sınırı (nihayeti) yoktur. Zıddı, dengi, misli yoktur. (Allah dengi ve misli olmaktan münezzehtir.)
Allahın eli, vechi, nefsi vardır. (Bu sıfatlar Allah için kullanılır fakat manalarını bilemeyiz.)

 

Nazenin

Ehl-i sünnet
Sp Kullanıcı
Katılım
20 Ağu 2017
Mesajlar
2,740
Tepkime puanı
8,619
14-Allahu Tealanın Kuranda "el, yüz, nefis" diye zikrettiği şeyler onun için birer sıfattır. Şekli bilinmez. Allahın "el" inden maksad kudretidir, nimetidir denmez. Çünkü bu (te'vil) sıfatı iptaldir. Sıfatı iptal etmek, kaderiye ve Mutezile mezheblerinin görüşüdür. (Onlar Allahın sıfatlarını kabul etmezler. Biz Allahın sıfatlarını kabul ederiz. Müteşahih olanların teviline kaçmayız. Ancak sonra gelen alimlerimiz bazı tevillerle bunları manalandırmışlardırki bozuk görüşlüler onları yanlış manalandırmasın.)
*Fakat "eli" keyfiyeti bilinmeyen bir sıfattır. Gazabı ve rızası, şekli bilinmeyen sıfatlarından iki sıfatıdır. (Gazablanması ve razı olması demekten gaye muraddır, yani gazabın ve rızanın gereğini yapar.)

15-Allahu Teala bütün eşyayı yoktan yarattı. Allahu Teala, eşya bir şey olmadan evvel, ezelde eşyayı bilici idi.(İlmi ezelisi ile bildi ve vakti gelince bilgisine uygun olarak yarattı.)
*O Allahu Teala eşyayı takdir etti ve ona hükmetti. Dünya ve ahırette Allahın ilmi, dilemesi, kazası, kaderi ve levhi mahfuzda yazması olmaksızın hiçbir şey olmaz. Muhakkak o eşyayı vasıfla yazdı, hükümle değil. (Ezelde herkesin halini ve vasfını bilerek onu levhi Mahfuz'a yazdı. İstediği şekilde olmasına hükmederek yazmadı, böyle olsa imtihan olmazdı, herkes mecbur olurdu.)

16-Kaza, kader ve dilemek Allahın ezelde mevcud olan keyfiyeti bilinmeyen sıfatlarıdır. Allah yok olan şeyi yokluk halinde iken yok olduğunu bilir. O yok olanı yarattığı zaman, o şey nasıl var olacak ise onu da bilir. Allah mevcud olanı o şey mevcud olduğu halde iken mevcud olarak bilir. (Ezelde bilmesi ile sonradan yaratıldığı vakitte bilmesi arasında bir değişiklik yoktur. Eğer değişiklik olsa bu durumda Allahın ilim sıfatının değişmesi gerekir ki bu Allah için caiz değildir.)
 
Son düzenleme:

Nazenin

Ehl-i sünnet
Sp Kullanıcı
Katılım
20 Ağu 2017
Mesajlar
2,740
Tepkime puanı
8,619
10- 0 varolan şeyin nasıl yok olacağını da bilir. Allah, ayakta olanı ayakta iken kaim olduğunu bilir, o kişi oturunca oturma halinde onun oturduğunda ezeli ilmi değişmeden veya yeni bir ilim ortaya çıkmadan bilir. Fakat değişiklik ve ihtilaf mahlukatın katında ortaya çıkar. (Allahın ilminde ve diğer sıfatlarında bir değişiklik olmaz, değişen mahlukattır.)

18-Allah (mükellef olan) mahlukatı imandan ve küfürden salim olduğu halde yarattı. Sonra onlara hitab etti, onlara emretti, onları (yasaklardan) nehyetti. Bundan sonra küfreden kendi dili ile küfretti. Hakkı inkarı ve reddetmesi, Allahın o adamı yardımsız bırakmasıyladır. İnanan kişi de kendi fiili ile inandı. O kişinin (hakkı) kabulü ve tasdiği Allahın o kişiyi başarıya ulaştırmasıyladır. (Hidayet etmek veya dalalete sokmak Allahın elindedir. Kul iradesini hangi tarafa kullanırsa Allah onu dilerse yaratır. Kötü işi kul yaparsa sorunlu olur, zira onu istemiştir. İyi iş yaparsa onunla sevap kazanır, bu da Allahın onu muvaffak etmesiyledir.)

19-Allahu Teala Adem (Aleyhisselamın) neslini sulbünde (bel kemiğinden) çıkarttı. Onları akıllılar yaptı. Onlara hitab etti. imanla onlara emretti. Küfürden onları yasakladı. Onlar Allahın Rab olduğunu kabul ettiler. İşte bu ikrar onlardan iman oldu. Onlar bu fıtrat - islam yaratılışı- üzere doğrulurlar. (Herkese bu islam kabiliyyeti verilmiştir. İyiye kullanan kazanır, kötüye kullananlar mes'ul olur.)
 

Nazenin

Ehl-i sünnet
Sp Kullanıcı
Katılım
20 Ağu 2017
Mesajlar
2,740
Tepkime puanı
8,619
20-Bundan sonra her kim küfrederse muhakkak (evvel, verdiği sözü) değiştirdi. Kimde inanır

tasdik ederse -verdiği söz- üzere sabit kaldı ve devam etti. Allah mahlukattan kimseyi ne iman

etmesi üzerine; ne de küfretmesi üzerine zorlamadı. Mahlukatını, bazısı -mümin, bazısı- kafir

olarak yaratmadı. Fakat onları şahıslar olarak yarattı. (Hepsini kendine kul olacak kabilîyyette

yarattı. Sen kafir ol, sen müslüman ol diye ayrım yapmadı. Fakat şunu da bilmek gerekir ki her

kime iman nasib ise yine de bu, Allahın lütfüdur, kendinden bilmesin.)

21-İman ve küfür kulların işidir. Allahu Teala, kim küfür halinde kafir olarak küfredecek, onu bilir.

O, bu küfürden sonra iman edince, onu iman halinde mü’mi olduğu halde, ilmi ve sıfatı

değişmeksizin bilir. (Kişinin halinin değişikliği ile Allahın sıfatı değişmiş olmaz.)


22-Kulların hareket ve sükundan olan (bütün) fiilleri hakikatten kendi kazanmaları iledir. Allahu Teala o fiilleri yaratıcıdır. Kulların bülün fiilleri Allahın dilemesi, ilmi, hükmü, kudreti ile olucudur. (Yani fiillerin yaratılmasında kulun bir tesiri yoktur, sadece irade edebilir.)

*Taatların tamamı Allahın emri, mahabbeti. rızası, ilmi, dilemesi, kazası ve takdiri ile vacib olan şeylerdir.

23-İsyanlar ve günahların tamamı Allahın ilmi. kazası, taktiri ve dilemesiyle olucudur. Fakat mahabbetiyle, rızasıyla ve emri ile değildir. (Masıyetler ve günahlar, Allahın iradesi altındadır fakat onların işlenmesinden asla razı değildir. Mesela içkiyi, domuzu yaratmıştır fakat içilmesinden ve yenmesinden razı değildir. İmtihan için böyle takdir etmiştir.)
24-Bütün peygamberler (üzerlerine salat ve selam olsun) küçük ve büyük günahlardan, küfür ve çirkin şeylerden münezzehtirler. Peygamberlerden ayak sallantısı ve hatalar vaki oldu. (Yani Peygamberler ma'sumdurlar, günah işlemezler. Fakat ayak kayması dediğimiz bazı ikazlara uğramışlardır. Allahu Teala, onları yanlışlardan korur.)
 

Nazenin

Ehl-i sünnet
Sp Kullanıcı
Katılım
20 Ağu 2017
Mesajlar
2,740
Tepkime puanı
8,619
25-Muhammed (Sallallahu aleyhi ve sellem) Allahın peygamberi, kulu, resulü ve kendine seçtiğidir. Putlara hiç tapmadı. Allaha asla göz açıp kapayacak kadar şirk koşmadı. Asla büyük, küçük günah işlemedi. (Peygamberdir ve Allahın kuludur, Oğlu değildir, ilah değildir.)

26-Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) den sonra insanların en faziletlisi Ebu Bekir Sıdık, sonra Hattab oğlu Ömer, sonra Affan oğlu Osman, sonra Ebu Taliboğlu Ali'dir. Allah hepsinden razı olsun. (Halife oldukları sıraya göre faziletleri beyan edildi.)

27-Bu "dört halife" hak ile beraber, hak üzere ibadet ettikleri halde onların tamamını severiz. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin ashabından tamamını, ancak hayırla zikrederiz. (Onlar arasındaki olayları hayırla zikrederiz.)
"Müslümanlardan hiçbir kimseyi, helal görmedikçe büyük günah bile olsa, günah işlemek sebebiyle küfre nisbet etmeyiz. Ondan iman ismini yok etmeyiz, onu hakikatten mü’min diye isimlendiririz. (Günah işlemekle kişi imandan çıkmaz. Günahı helal görürse dinden çıkar.)
 

Nazenin

Ehl-i sünnet
Sp Kullanıcı
Katılım
20 Ağu 2017
Mesajlar
2,740
Tepkime puanı
8,619
28- Günah işleyenin, kafir olmayıp fasık mü'min olması caizdir

* Mestler üzerine mesh etmek sünnettir. Ramazan ayında teravih kılmak sünnettir. İyi, kötü herbir mü'minin peşinde namaz kılmak caizdir.

29-'Müslümana günah zarar vermez' demeyiz ve 'o cehenneme girmez" de demeyiz. (Zira günahlar, cezayı gerektirir.) Dünyadan imanlı çıktıktan sonra fasık olsa bile, "ebedi cehennemde kalır' demeyiz.(Ebedi cehennemde kalmak ancak kafirlere aittir.) İyiliklerimiz kabul, kötülüklerimiz affedilmiştir’ demeyiz. (Allanın azabından emin olmak ve rahme- Günah işleyenin, kafir olmayıp fasık mü'min olması caizdir.

30-Mürcie mezhebinin sözünde olduğu gibi demeyiz. (Bu mezhebe göre kişi imanlı ise artık günahlar ona zarar vermez.) Fakat "Ayıplardan uzak olduğu halde, bütün şartlarını toplayan hangi iyiliği işlerse, dünyadan çıkana kadar o iyiliğini küfür ve dinden dönmekle ibtal etmezse. Allah o iyiliğini za'y etmez, belki onu kabul eder ve onun üzerine o kişiyi sevaplandırır' deriz.
 
Üst