Resulullah´in Haram Kilma Yetkisi

Ali

Aktif Üye
Sp Kullanıcı
15 Eyl 2017
3,915
4,517
SIFATU NEHYİ`N-NEBİ
Resulullah´in Haram Kilma Yetkisi


1.Resulullah´in yasak kilmasi konusunda prensip şudur :
Resulullah´in yasakladigi herşey haramdir. Fakat yasakladigi hususun haram olmadigini gösteren ve kendisinden rivayet edilen bir delil bulunursa, o zaman nehedilen şey haram olmaz.(Ayrica bk. Risale, s. 243-355.) Bu ikinci delilin iceriginde, onun, bazi şeyleri yasaklarken, diger bazi şeyleri ise yasaklamadigi yer alabilir. Yasaklanan şeyin haram degil, ahlaken böyle yapilmamasi gerektigi ve nehedilen şeyin tercih edilmemesinin arzu edildigi yine bu delilde bulunabilir.

2.Resulullah´tan gelen bir delil veya o konuda Müslümanlarin icmasi yoksa Resulullah´in yasakladiklari arasinda hicbir ayrim yapmayiz. Zira Müslümanlarin bir kisminin bilmedigi bir sünnet olabilir. Ancak onlarin hepsinin habersiz oldugu bir sünnet düşünülemez.

3.Resulullah´in yasakladigi şeyler haramdir. Bu konuda alimlerin cogunlugu ittifak halindedir. Hz. Peygamber, altin ile gümüşün karşilikli satişinda bu iki malin degişik zamanlarda alinip verilmesini(Muvatta, Buyu, 34 ; İhtilafu´l-hadis, s. 146-147.), altin ticaretinde de altinlarin degişik agirlikta olmasinin ve bunlarin farkli zamanlarda el degiştirmesini yasaklamiştir.(Muvatta, Buyu, 35.)Yine Resulullah bir satiş icinde iki satiş yapilmasindan da nehyetmiştir.(Muvatta, Buyu, 72.)

4.Bizler ve ulemanin cogunlugu şu görüştedir : İki kişi altin ile gümüşü veya altin ile altini karşilikli alip satmak isterlerse ; birbirlerinden ayrilmadan önce bu mallari teslim almamişlarsa, yapilan satiş sözleşmesi gecersiz olur.

5.Bu meseledi delilimiz Resulullah´in bunu yasaklamasiyla bu işlemin haram olmasidir.

6.İki kişi, bir satiş akdi icinde iki satiş yapsa, her iki satiş sözleşmesi de gecersiz olur. Bu durum, şahislarin birbirlerine “ben şunu sana satiyorum, sen de bana şunu satiyorsun”demesiyle gercekleşir. Bir akid icinde satiş yapilinca sözleşmeye taraf olan her iki kişi, karşisindakinin mülkiyetinde olmayan mali almiş olmaktadir.

7.Resulullah yine icinde belirsizlik bulunan satim sözleşmesini (bey-i garar)(Bey-i garar : Bilinmezlik, belirsizlik iceren sonu mechul olan satiş akdi. Bilinmezlik, belirsizlik satilan malda, bedelde, vadede, teslime muktedir olup olmamada vb, olabilir.)de yasaklamiştir.(Muvatta, Buyu, 75.) Bu akid “Şu mali sana peşin on paraya, veresiye onbeş paraya veririm”demek suretiyle gercekleşir. Halbuki bu iki fiyattan birine karar verilmelidir. Aksi halde satiş akdi belirli bir husus üzerinde gercekleşmemiş olmaktadir. Garar satişi konusunda daha pek cok meseleler bulunmaktadir. Ancak bir bu kadariyla yetiniyoruz. Yine Resulullah şigar(Muvatta, Nikah, 24. Şigar Nikahi : A şahsinin kizini (ya da velisi oldugu bir kadini) B şahsina, B şahsinin da kizini (ya da velisi oldugu bir kadini) A şahsina mehirsiz olarak vermeleridir.)ve mut´a(Muvatta, Nikah, 41. Mut´a Nikahi : Belli ya da belirsiz bir süre öngörülerek yapilan nikaha denir.)nikahlarini da yasaklamiştir.

8.Resulullah´in yasaklamasi sebebiyle, mülkiyetimde olmayan haram bir şey üzerinde akid gercekleşmez. Cünkü bu akid saglam kabul edilirse, haram bir mala, yapilmasi haram olan bir satiş sözleşmesiyle sahip olmuş olurum. Farki belirten bir delalet Resulullah´tan gelmedigi sürece bir yasagin hepsini ayni şekilde kabul ederiz. Nasil bir akid icinde yapilan iki satiş sözleşmesini gecersiz sayiyorsak, ayni şekilde tüm bu anlattklarimiz şeyleri, mut´a ve şigar nikahlarini da gecersiz kabul ediyoruz.

9.Resulullah´in bazi durumlarda yasaklayip bazi hallerde yasaklamadigi şeylerden hareketle, onun sünnetiyle nehyettigi şeyin bir durumda yasak iken, başka bir durumda serbest olmasini düşündügü sonucuna variriz. Bu husasa örnek şudur : Ebu Hureyre, Resulullah´in şöyle buyurdugunu nakletmiştir : “Hic biriniz kardeşinin talib oldugu kadini istemesin”(Muvatta, Nikah, 1,2.)

10.Eger Resulullah´tan gelen bir delalet olmasaydi, buradaki yasak da bir önceki yasakla ayni olacakti. Böylece de birisinin istedigi bir kadina, başkasinin evlenme teklif etmesi haram olmuş olacakti.(bk. Risale, s. 307-313.)

11.Fatima binti. Kays, Resulullah´in kendisine şunlari söyledigini nakletmiştir : “İddetin bitince bana haber ver”. Fatima bnt. Kays da iddeti bitince Muaviye ve Ebu Cehl´in kendisine evlenme teklif ettigini Resulullah´a iletti. Bunun üzerine Resulullah ona : “Muaviye fakir, Ebu Cehl ise asabidir. Ama Usame b. Zeyd´le evlenebilirsin”dedi. Fatima, Usame´yi begenmemişti. Fakat Resulullah ona Usame´yle evlenmesini söyledigi icin Fatima onunla evlenmiştir. Fatima bununla ilgili şunlari söylemektedir : “Usame´yle evlendim, Allah da onu hakkimda hayirli kildi ve onunla bana ferahlik verdi”(Muvatta, Talak, 67.) Bu haberden hareketle Resulullah´in bir kadini başkasi istemişken ona talib olmayi yasaklamadigi, Hz. Peygamber´in, kadinin da razi oldugu ve artik nikaha hic bir engel kalmadigi bir durumda evlenecek kadina talib olmayi yasakladigi sonucuna variriz. Böyle bir durumda kadina evlenme teklif edilirse, belki erkegin dönmesine, belki de kadinin dönmesine sebeb olabilir. İkisinin birden evlilikten vazgecmesi de muhtemel olur. Onlarin işlerini bozarak, aralarindaki ilişki yarim kalabilir.(İmam Malik de bu konuda İmam Şafii ile ayni düşüncededir (bk. Muvatta, Nikah, 2)

12.Fatima bnt. Kays, Resulullah´a, kendisini isteyen iki kişiden birini begendigini söylemiş olsaydi, Resulullah onu Usame icin istemezdi. Ancak Fatima, Hz. Peygamber´e onlarin kendisine teklifte bulunduklarini haber vermiş ve bu konuda onunla istişare etmiştir. Fatima´nin sözlerinden onun bu iki kişiyi ne begenmiş, ne de reddetmiş oldugu anlaşilmamaktadir.

13.Eger kadin bu durumda ise ona evlenme teklif etmek caizdir. Fakat kadin erkegi begenir ve erkek ona makul görünürse, ayrica velisi de onunla evlenmesine izin verirse, velinin kadini evlendirmesi kalinde nikahin sahih olacagi bu durumda o kadina talib olmak caiz degildir.

14.Birisi dese ki : Kadinin “Evet” cevabini verdikten sonraki hali, kendisine evlenme teklifinde bulunulduktan sonra, bu teklifi kabul edinceye kadar ki halinden fariklidir. Ancak ayni şekilde kendisine talib olunduktan sonra, bu teklifi kabul edinceye kadar ki durumu da evlenme teklifi almadan önceki durumuyla ayni degildir. Kadina yeni bir teklif daha yapilmasi ve onun da cekinip susmasi da böyledir. Susmak, bazen razi olmak anlamina gelmeyebilir.

15.Bu konuda söylenebilecek en makul söz benim dedigimdir. Eger sünnetten bir delalet olmasaydi, kendisine birisinin talib oldugu bir kadina, bu ilk teklifte bulunan kişi dişinda başkasinin, ilk talib teklifinden dönmedikce evlilik teklifinde bulunmasi haram olurdu.

16.Resulullah´in yasaklamasi iki ayri şekilde düşünülmelidir.

17.Resulullah´in yasakladigi herşey haramdir. Ancak o konuda onu helal kilacak bir olay ortaya cikarsa başka. Bu arada birisi yasaklanmiş Bir şey yaparsa nehyedilen şey helal olmaz. Onu helal kilacak bir şey olmadigi sürece, o husus haram olarak kalir.

18.Bunun örnegi şudur : İnsanlarin mallari başkalarina karşi güvence altindadir. Ayni şekilde kadinlar da erkeklere yasaktir. Fakat birisi başkasinin malina, onu satin alma, hibe veya o mali ele gecirmeyi helal kilacak bir başka yolla sahip olabilir. Yine kadinlar da sahih bir nikahla veya cariye olarak erkekler tarafindan alinabilir.

19.Birisi yasaklanmiş bir satiş akdiyle bir şeyler alsa, bizzat aldigi mallar haram olmuş olur. Zira o mal helal bir yolla gelmemiştir. Haram da bir şeyi helal kilmaz. Ayni şekilde birisi, haram bir nikahla evlense, kendisine haram olan (namahrem) kadin, helal hale gelmez.

20.Benim mülkiyetimde bulunan bir şey hakkinda bir fiili işlemem yasaklansa veya hic kimsenin mülkünde bulunmayan, bana da mubah olan bir şeyle ilgili bir fiili yapmam yasaklansa, buna nehy-i ihtiyar denilir. Bu fiilin işlenmesi uygunsuz olur. Eger birisi bu fiili kasden işlerse bu fiili sebebiyetle günahkar olur. Cünkü bu durumda tercih etmemesi gereken şeyi yapmiş olmaktadir. Ancak ne mali ne de kendisine mubah olan şey harama dönüşmez.

21.Bunun örnegi şudur : Resulullah herkesin önünden yemesini emretmiş(Muvatta, Sifatu´n-Nebi, 32.),yemegin ortasindan yenmemesini istemiştir. Yine yol ortasinda oturmayi da nehyetmiştir. Ancak birisi önünden yemeyip başkasinin önünden yese veya yemegin ortasindan yese, yahut yol ortasinda otursa, eger Resulullah´in bu konudaki nehyini biliyorsa, bu fiilinden ötürü günaha girmiş olur. Fakat bizatihi yemek haram olmaz.

22.Zira yemek, fiilden farkli birşeydir. Onu helal kilacak bir şeye de ihtiyaci yoktur. Yemek helaldir ve helal olan bir şey, yemegin yenilme yeri sebebiyetle harama dönüşmez.

23.Yine yol ortasinda oturmanin yasaklanmasi da böyledir. Yol mubahtir ancak kişi yol ortasinda oturdugu icin günahkardir. Fakat onun bu günahi, yolun haram olmasina sebeb olamaz.

24.Sonuc olarak diyorum ki : Resulullah´in bunu yasakladigini, o kişinin bildigine dair bir delil ortaya cikarca, o kişi bu hareketiyle günahkar olmuş olur.(Sünnet Müdafaasi - İmam Şafii, Sf. 91-96/Dr. İshak Emin Aktepe)
 

ab_i_abisteni

Aktif Üye
Sp Kullanıcı
23 Ara 2020
332
1,370
Güzel bir yazı olmuş lakin şunun da bilinmesi kesinlikle şarttır: Hadislerle bir şey "haram" kılınmışsa, o haram üzerinden "müctehid ülema"nın da ihtilaf etmemesi gerekir. Araştırdınız mı bilemiyorum ama, hadislerde haram kılınan şeylerin 100'de 100'üne yakın bir bölümünde ülema ihtilaf etmiş,
Kimisi haram demiş, kimisi helal demiş, kimisi, mekruh demiş, kimisi daha başka bir şey demiştir...
Hadislerin önemi kadar, bizim tarafımızdan da bu inceliğin bilinmesi o derece önemlidir... Arasında hiçbir fark yoktur...
Bu incelik bilinmediğinden dolayı, "Sen hadisi inkar ettin, kafirsin" ithamları aramızda çok dolaşır oluyor...
İnşallah meramımı anlatmışımdır...
Bir de şu vardır:
"Mutlak haram" ile "fıkhen haram" da karıştırmamalıdır... Aralarında çok fark vardır...
O kadar hoca dinledim, biraz da kitap okudum ama, kitaplarda okuyarak "fıkhen haram"ı kendi kendime çözen oldum...
Lakin youtube'de, Fatih İsmailağa Cemeati'nin Fıkıh Uzmanı (Fıkıhtan sorumlu müderris hocası, ismi şimdi aklıma gelmedi), "Gürer ve Dürer" dersi verirken orada onun üzerinde durdu ve:
"Mutlak haram" ile "fıkhen haram"ı karıştırmayalım şeklinde bir cümle ifade etti... Benim için en ilginci, İsmailağa'dan bir hocaefendinin böyle bir cümle kurup, inceliği bizlere ifade etmesiydi... Allah razı olsun.. İsmi aklıma geldi, Fatih KALENDER (Müderris)
Selamlar...
 

ab_i_abisteni

Aktif Üye
Sp Kullanıcı
23 Ara 2020
332
1,370
Şöyle de bir bilgi sunayım:
Bizler müctehid olmadığımızdan, hadisleri refarans alıp, bir konu üzerinde "fıkhen" de olsa, "haram"dır, "mübah"tır gibi hükümler ortaya koyamayız. Yapacağımız şey, ilmimiz ve Arapça'mız varsa, müctehid ülemanın (genellikle 4 müctehid ve sahih talebeleri) hadisleri alıp o hadislerdeki "haram"ları nasıl hükme bağlamışlar onu bilmek onların hükümlerince amel etmek en doğru olanıdır. Zaten bunun haricinde çıkacağımız bir yol da yoktur caddede yoktur...
Şöyle bir bilgi de sunayım, hadisleri "muhaddisler" yorumlayamazlar... Çıkarsamaları hatalı ve yanlış olur... Dolayısıyla, müctehidler (fakih ve fıkıh ulemaları) hadisleri yorumlar ve o hadisler ışığında da fıkhi kaideleri ve değerleri ortaya koyarlar...
Elbet Peygamberimiz, bir hadisinde "şu hususu" haram kılmış olabilir, amanne, itirazımız olmaz, alır kabulleniriz ama, o hadisi okuyup hadisteki "haram" üzerinden "hüküm" bina edemeyiz... Dolayısıyla bu gibi hadislerde geçen "haram" hükmünü, 4 müctehid ya da onların sahih fakih talebeleri nasıl yorumlamış ve "haram" ifadeyi nasıl bir hükme bağlamışlarsa, bizim için "öncelik" bu hükümlerdir...
Günümüzde, hocalarımızın da... Müslüman kardeşlerimizin de en büyük eksikliği buradadır...
İnşallah meramımı biraz daha açık ifade edebilmişimdir...
 

Ali

Aktif Üye
Sp Kullanıcı
15 Eyl 2017
3,915
4,517
Şöyle de bir bilgi sunayım : Bizler müctehid olmadığımızdan,hadisleri refarans alıp,bir konu üzerinde"fıkhen" de olsa,"haram"dır,"mübah"tır gibi hükümler ortaya koyamayız.
Eline saglik tesekkür ederim bu konudaki yazmis oldugun o hos sözler icinde.

Bizler o konuda öyleyiz bu ulemada su haram veya bu helal demeside sorun olur.

Sende bilirsin ki ulema sinifida da derece bakimindan birbirinden farklidir.

Onlarda bir meseleyi birden alip gecmezler veya bir meseleyi kesip ona dair karine olmadan diyemez ve var ise karineden dolayi söyle yada ters olarak böyle diyebilir.

Muctehid bir imam veya muctehid birisi ile ve diger taraftan sadece muhaddis´in arasindaki fark ise su muctehid bir doktor ve muhaddis´i bir eczaci gibidir.

Bunlarin arasindaki farki sende bilirsin birisi tedavi eder ve bizzat hastalikla ilgilenir ve diger ise ilac hakkinda malumat sahibi olur ve doktor bilir hangi ilac hastayi tedavi eder veya bir hasta hastayken hangisi ona yararli ve onun sagligi icinde o konuda uzmanligi var iste böyle bunlarin ikisinin arasindaki o fark budur.
 
Son düzenleme:
  • Beğen
Tepkiler: Eylül Başak